|
|

Bugün yıkığım biliyor musun ?
Ezginim, çaresizim, umutsuzum.
Bırakma beni, insanlar kötü
Bırakma beni korkuyorum...
Bir deli otlar büyüyor içimde
Sancılıyım, yorgunum, kederliyim
Bu halini sevdim gitme kal
Çamurlar çirkefler içindeyim.
Bırakma beni, insanlar kötü
Bırakma beni korkuyorum...
Bir dayak yemiş adamım şimdi
Bezginim, kararsızım, yılgınım
Al ***ür beni o kayıp gecelere
Yeter ikimize yalnızlığım.
Bırakma beni insanlar kötü
Bırakma beni Korkuyorum...
|

Bütün ışıkları söndürdüm
Susturdum bütün sesleri
Artık ağlayabilirsin kanka
Severken bana sormadın
Ağlarkende utanma
Nasıl unuturum diye düşünmeye başlama bir beyhude çabayla
Her unutmak çabası bir hatırlamak hamlesidir aslında
İlk akla gelendir en çok unutmak istediğin
Hep kaçmak istediğin yere koşarsın aşk
Çok ahmakça biliyorum ama
Herkes teslim oluyorsa eğer en çok kurtulmak istediğine
Bu kez ahmaklık sırası sende usta
Alımlı delikanlılığından alıngan bir adam yaratmışsın
Yumruklarının içine sıktığın gururun kırıldı kırılacak
Ama dert etme gururun kırıldıkça çoğalacak
Aşkın acısını çekmek
Aşkta hile yapıp gitmekten daha asil iştir
Sen şimdi seni sakız gibi çiğneyip küçüldün sanıyorsun
Vaziyeti şaşırıp algıda hata yapıyorsun
O sadece çiğnedi
Sen tükür gitsin
Gel şimdi bir hasret şarkısı okuyalım
Allah gidenleri affetsin
Allah gidenleri affetsin
Üsküdarda sandallar yıkılır sallanırlar
Tophanede mangallar yar diye yanar ağlar
İsmini çığlıl çığlık haykırıyor martılar
Senin için söylenir kumkapıda şarkılar
Yar, yokluğuna itirazım var
Bütün ışıkları söndürdüm
susturdum bütün sesleri
şimdi ailemin bütün efkarını toplamaya başla
topladığın efkarı dağıtma vakti gelir nasılsa
aşkta kazanan taraf yoktur
bunu sonra anlarsın
ayrılığın izlerini kaldırıp saklayabileceğin
tek bir yer bulamazsın
ıslak açık bir yara gibi şimdi kalbin
hiç bir tesellide teselli aradığın da yok
şimdi denizleri içsen sönmez içindeki mahşer yangını
Bu illet senin gibi kaç adamı küle çevirdi de
küllerin hepsini kalbi yalandan bir leyla üfleyip gitti
sen istanbul’un rüzgarında uçuşanı toz mu sandın
hepsi küldür senin gibi
ben çok kadın tanıdım
sevenden sakındığı bedenini
sevmeyenlerin yoluna kilim yapmış
sen gözünden sakınmışsın
o gözünün yaşına bakmamış
şimdi dilediğin kadar ağla
bana da bir şey sorma
bu da geçer diyeceğim
inanmayacan nasıl olsa
boşver derdi kederi sat gitsin
gel şimdi bir muhayyer kürdi şarkı okuyalım
Allah gidenleri affetsin
Üsküdarda sandallar yıkılır sallanırlar
Tophanede mangallar yar diye yanar ağlar
İsmini çığlıl çığlık haykırıyor martılar
Senin için söylenir kumkapıda şarkılar
Yar, yokluğuna itirazım var..
RSLAN

|

|

Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelirde sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu igrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersinde aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek neymiş birgün anlarsın
Birgün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden
SENI SEVDIĞIMI BIRGÜN ANLARSIN
Ümit Yaşar Oğuzcan
Yorumlayan:Bedirhan GÖKÇE

sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam
dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç
Ahmet Hamdi Tanpınar

KIRGINIM SANA… Sana sevmeyi öğrettim… Ama sen beni sevmedin… Bir Eylül günü… Susmak için yazıyorum bu sefer… Şehrin ortasında kalan yanımdan bahsediyorum… Yani, senden, yani bizsizlikten çoraklaşmış kelimelerimden… Yani buruşturulmuş bir kirli peçete gibi buruşturduğun adımdan, yani sevdama ağıtlar yakan çocuk yüreğimden, yani ellerimle mezara koyduğum yanakları al al kızımdan, yani gidişinin tamda eylül tadından… Kırgınım üstelik sana…
Beni geceye mahkûm eden her faniye olduğundan daha çok… Kendimi ararken kör karanlıkta, elma dedim, ölüm çıktı karşıma… Oysa sen “işte bu sana ölümlerine bedel” dediğim “mucizemdin” hafızamda aşk var, karıştırıyorum galiba… Mucizeler güzel bitmez miydi?
Her hangi iki insanın karşılaşamayacağı gibi karşılaşmıştık seninle. Birbirine kıyısı olmayan kentleri komşu yaptık önce. Ve sonra daldım gözlerine. Gri kentlerin beyaz çocukları kadar siyahtı gözlerin… Ellerin üşürdü, ağlardım… Ellerin üşürdü, yanardım… Kırgınım sana… Bir oyunun tamda ortasındaydım. Saklanıyordum içimden. Kaçıyordum… Sobelemeye hiçte niyetim yoktu üstelik. Adım geceydi ve gece saklıyordu yara izlerini. Sonra gökyüzünden bir cemre düştü ışıl ışıl. Aydınlandım, yakalandım, sobelendim… Artık yaralarım belli oluyordu…
Gözyaşı ile karışık bir acıma tadında uzattın ellerini… Anne tarafına denk gelmiştim sanırım. Kabuklarım vardı ya; kan oldu şimdi… Masal dedim, olsa olsa masal dedim sana. Çünkü hiçbir şefkat bu kadar acıtmıyordu canımı ve hiçbir şehir ben olmuyordu sen olmayınca. Mekânsızdım yani ama geceydim. Bütün şehirlerin üstüne seriliyordum her günbatımında ama senin şehrine gün olan başkaydı, gün tadındaydı ve gece lüzumsuzdu… Kırgınım sana güzel insan…
Bir tek sen bilirdin yarımlığımı. Beni sahiden leyleklerin getirdiğini ve en az bir leylek ailesi kadar yuvaya sahip olduğumu bir sen bilirdin. Anne ve baba diyemeyişimi leyleklerin dilsizliğine verdiğimi bir sen bilirdin. Gene saçmalıyorum sanırım... Öyle ya seni ne kadar sevdiğimi de bilirdin… Hani koşarak, kaçarak gelirdin bazen… Neden demezdim; öylesine derdin. Anlat derdim; Susardın. Susma derdim; ağlardın. Ağlama derdim. Niye derdin. Boğuluyorum derdim; Susardın… Niye sustuğunu bilirdim, ağlardım… Çaresizdim.
Kırgınım sana işte… Neden deme…Kırılacak kadar olan hiçbir şeyim yokta onun için. Beyaz sen kadar kimseye yakışmıyor; onun için, aynalar canımı acıtıyor, gece artık beni saklamıyor ve kızım, Kardelen’im ölüler ülkesinde karlar altında üşüyor onun için. Hadi yüzüne o maskeyi tak şimdi. Çehren değişsin. Bana yabancı olduğun maskeyi tak. Adım yine önemsiz bir harf dizilimi olsun. Hadi tak o maskeyi şimdi. Gözündeki izlerimi silsin. Beklide kırgınım sana.
Öyle bir gittin, karanlık daha bir kör buralarda. Faili belli bir intiharsın şimdi. Avazım çıktığı kadar bağırsam ne değişir. İç kanamalı susmalar düştü payıma. Darağacındaki kelimelerim intikam peşinde yüreğimden ve sen ne de olsa bir şehrin her hangi bir yerinde, kimsenin görmediği kan izleriyle elinde ki resmi yırtıp rüzgâra bırakan, gözyaşı Kızıldeniz bir yabancısın şimdi… Şairin dediği gibi: Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça…
Ve yazacaklarım bitmedi… Ölürsem belki

Yokluğunda hiçbir şeyden tat almıyorum
yabancı geliyorum kendime
zehrine zehir katıyor zaman
teselli arıyorum resminde
seni çağırıyor yüreğimin siren sesleri
yalnızca umutlarım baharda
beni iyi tanıyor gecenin bu saatleri
en iyi dostum oldu düşlerim
kısacası sevgilim her şeyimsin sen benim
elimdeki resmin yerine kendin olsaydın
olsaydında derdin olsaydı
olsaydında kendin olsaydın
git gide acımasızlaşıyor zaman
baş belası yalnızlık yine başımda
üstüme üstüme geliyor duvarlar
içim daralıyor
kendimi koyveriyorum sokaklara
bu şehrin kaldırımlarıda yabancı
ah canım ah anlatamam sana
nasılda dokunuyor hasret türküleri
nasılda zor geçiyor günlerim
havaları sorma kışladılar
bugün saçımda birkaç beyaz tele rastladılar
elimdeki resmin yerine kendin olsaydın
olsaydında derdin olsaydı
olsaydında kendin olsaydın
yataktan fırlıyorum bazı geceler
ürküyorum, korkuyorum
sığınacak kollarını arıyorum bir liman gibi
gülmeyi unuttuğumu söylüyorlar
seni anmadığım zamanlar öksüz kalmış çocuklara döndüm biliyor musun?
hala unutamadım
hala unutamadım o veda ettiğin anı
şuan aklımda yine sen varsın
yine gözlerin var
hiç kimse umrumda değil
dünyayı verseler ne yazar
kahroluyorum yeter artık yeter dayanamıyorum
ne olur sende sevmeye devam et
sende unutma beni
ben sende kaybettim yüreğimi
sana yapıyorum rüyalarda yolculuklarımı
sana geliyorum, seni seviyorum
elimdeki resmin yerine kendin olsaydın
olsaydında derdin olsaydı
olsaydında kendin olsaydın
Tayyibe ATAY
